Sağlık Olsun!

Murat Bolat

Murat Bolat

Yaklaşık 50 yıl önce İzmir’in Zeytinlik Semti’nde dünyaya geldi. Tüm eğitim yaşamı İzmir’de geçti. 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Lise çağlarında Halkevleri’yle başladığı demokrasi mücadelesini üniversite yıllarında öğrenci ve işçi derneklerinde sürdürdü. Aynı zamanda 80’lerin sonunda kurulmaya başlanan Alevi derneklerinin kuruluş çalışmalarında yer aldı, hizmet etti. Üniversiteyi takiben “gönüllü” olarak gittiği mecburi hizmeti 15 yıl kadar sürdü. 15 yıl boyunca değişik hastanelerde acil servis hekimi ve klinisyen olarak çalıştı. 2007 yılında İzmir’e döndü. Halen İzmir’de aile hekimi olarak çalışmaktadır. 2012-2013 tarihleri arasında İzmir Aile Hekimleri Derneği Başkanlığı’nı yaptı. 2014 yılında bir grup aktivist sağlık çalışanıyla birlikte Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası kurucuları arasında yer aldı. 2015 yılında İzmir Sağlık Müdürlüğü önünde Sendika Merkez Yönetim Kurulu üyesi olarak yaptığı bir konuşma nedeniyle “Sağlık Bakanı’na hakaret” suçlamasıyla 2,5 yıl hapis cezasıyla yargılandı. Aynı dönemde ülkenin değişik yerlerinden yüzlerce sağlık çalışanı “Aynı suçu biz de işliyoruz” başlıklı bildiriyi İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na göndererek dayanışma amaçlı olarak kendilerini ihbar ettiler. Yoğun katılımlar ve basın açıklamalarıyla başlayan mahkeme 2.celsede beraatle sonuçlandı. 2016 yılından beri Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanlığı’nı sürdürmektedir.
  • 06 Nisan 2018, 08:18

Ve gong çaldı! 

Sağlık Bakanlığı Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan 2017 yılında 23 bin kişinin çocuğuna aşı yapılmasını reddettiğini belirterek “Aşı olan çocuklarda da kızamık görülmeye başlandı. Yaklaşık 15 yıldır böyle bir tablo ile karşılaşmamıştık. Aşı reddi 50 binleri bulursa Türkiye’de salgın meydana gelebilir” deyiverdi. 

Nasıl diyorlar sizin oralarda; good morning after supper! 

Cehaletin böylesine kutsandığı, onore edildiği bir zamanda bu tehlike bağıra bağıra geldi. Esas büyük patlama ise son 3 yılda ortaya çıktı. Aşı reddi rakamları 2011’de 183, 2013’te 980, 2015’te 5 bin 400, 2016’da 12 bin olmuş, ne denir ki ellerine sağlık Sağlık Bakanlığı… 

Bakanlık, yıllardır bu tehlikeye dikkat çekmeye çalışan bilim insanlarına, sahada çalışan bizler gibi saha temsilcilerine kulağını tıkadı ve siyaseten yandaşlarla doldurduğu “bilimsel kurullarının” dışındaki herkesi elinin tersiyle itti. 

Eh, yandaş olmak kolay değil, kimin atına biniyorsan onun türküsünü söyleyeceksin. 

Sağlıkta müthiş başarı! Avrupa’yı ezdik geçtik! Almanya aşıda bize gıpta ediyor! Gibi şişirme başlıklarını patlatmanın, seçim broşürlerine boy boy bu yalancı mucizeleri doldurmanın yolu, elbette sadece kendi türkücülerini dinlemekten geçiyor. 

Ne var ki, “gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır”. Mucize öyle mi? Al sana mucize, Sağlık Bakanlığı’nın bilimsel kurul danışmanı diyor ki; “50 bin olursa salgın olur. Bu salgında da her 100 çocuktan 20’si ölür”. Haydi yazsana bu mucizeyi de broşürlerine! 

Tarım Bakanlığı yeni doğmuş danasının bildirimini yapmayan, aşısını yaptırmayan vatandaşa 500 lira ceza kesiyor, niye? Çünkü o dana büyür de etinden sütünden yararlananlar hasta olur, bu suçtur. 

Hadi gezsene vizesi geçmiş, egzos muayenesi bitmiş arabanla trafikte…Polisler bir kıstırırsa yandım anam deyip gezersin ancak. 

Pekiyi de bebekler, çocuklarımız, gelecek nesillerimiz her şeyi bilen devletimizin, hep halkını milletini düşünen hükümetimizin, sadece hizmet için yaşayan bakanlığımızın bu konuda hiç mi bir fikri yok? 

Var elbette, olmaz mı? 

Aile sağlığı merkezinde çalışan ebe, hemşire, doktor, sokak sokak gezecek, aileyi bulacak, iknaya uğraşacak, ikna ederse aşı yapılacak, ikna edemezse –ki edemezse o ayrı dert- yalvar yakar aileye aşı reddi evrakı imzalatmaya çalışacak, bu kadar goygoylanan hasta şımardıkça şımaracak, yayıldıkça yayılacak. Peki neden? Çünkü çok saygıdeğer Bakanlığımız yapılamayan aşının faturasını soruşturma, ceza, maaş kesintisiyle sağlıkçıya keser de ondan. 

İnsan merak ediyor, nasıl bir devlet yavru danadan, patlak egsozdan dahi yola çıkarak kamu yararını düşünür, yasalar yapar, yaptırımlar uygular da; minicik bebeğin sağlığını, oradan uzanarak toplumun sağlığını sabahtan akşama tvlerde piyasa şarlatanlarının konuştuğu sağlık programlarından öğrendiği 2 kelimeyle karar veren ebeveyne bırakır? 

Hiç kimse aşıda civa var, bilmem ne var diye girip de tepemi attırmasın, kalbinizi kırarım. Facebookta aşılardaki ağır metallerden yola çıkıp oluşturdukları aşı karşıtı grupta google bilgesi anneler ateşi yüksek bebeğe sülük mü bağlasak daha iyi, hacamat mı yaptırsak diye tartışıyorlar zira. 

Bir sosyal medya vecizesi var: “Cahil olmak çok güzel bişey lan, herşeyi biliyorsun” diyor. 

Eh, bir de “bu benim bireysel özgürlüğüm taam mı?” diye konuşan gevşek ağızlı çakma liberaller türedi ki değme gitsin. Güzelim biz sana bir şey demiyoruz ki, seçtiğin beğendiğin yolla intihar et ama bebeğine de hepimizin ortak sağlığına da el uzattırmayız. İntihar etmek serbest, birini öldürmek suçtur tüm çağdaş hukuk sistemlerinde… Senin bireysel özgürlüğün toplumun hayatını tehdit ediyor! Diyecek Sağlık Bakanlığı ve Meclis iradesi aranıyor, ara ki bulasın. 

Suriye’sinden Afganistan’ına tüm Orta Doğu ve Asya’dan kontrolsüz göçlerin geldiği bu coğrafya da toplumun sağlık riskleri bireylerin tercihlerine bırakılamaz. Yani en azından üzerinde herkesin uzlaştığı bir devlet falan varsa tabii… 

Tez zamanda Sağlık Bakanlığı bürokratları için, yazdıklarımızı anlayacak kadar algı, gerçekleri görecek kadar görme gücü, sesimizi duyacak kadar kulak açıklığı, seçim meçim düşünmeden karar alabilecek kadar dirayet yeteneği oluşturan bir aşıyı bilim insanlarımızdan bekliyoruz. 

Yoksa sonu “sağlık olsun” deyip geçiştiremeyeceğimiz kadar ağır olacak. 

Bu haber ilgini çekebilir ->  Çiğli’de masai Uğur Mumcu Mahallesinde başladı
YAZARIN SON YAZILARI
Ersin! - 17 Nisan 2018
Çok Zenginiz, Çooook! - 10 Nisan 2018
Sağlık Olsun! - 6 Nisan 2018
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ