ERKEN SEÇİM OLUR MU

Ayhan Saltan

Ayhan Saltan

ERKEN SEÇİM OLUR MUERKEN SEÇİM OLUR MU
Cumhurbaşkanının son parti toplantısında örgüt üyelerine sahaya inin halkla kucaklaşın talimatı bir erken seçim çağrısı olarak algılandı.
Bir bakalım erken seçim olur mu?
Koronalı günler bize bir çok farklı pencere açtı.
Bunlardan en önemlisi ekonomik krizi hızlandırıp çözüm noktasında uluslararası destekten mahrum kalınarak çözümsüzlük sıkıntısını yaratması oldu.
Çeşitli ekonomik modellemeler ile soruna çözüm aranıyor ama bu bir iktidar için seçim mevsiminin başlangıcı değil.
Dört yıl geriye gidecek olursak , 15 Temmuz kalkışması sonrası MHP’den gelen destek sonucu Ak Parti birçok yoldaşını ya tasfiye etti yada çoğu yeni sistemi anlamlandıramadığı için uzaklaşmaya başladı.
Gittikçe nevzuhur tiplere teslim edilen parti cemaatten boşalan boşluğu doldurma çabasında ki yapıların elinde paylaşılan bir mirasa döndü.
İlk yerel seçimlerde Kürtler Ak Partiyi terk etti ve bunun sonucu CHP’li belediyeler uzun yıllar sonra ortaya çıktı.
Hükümette Kürtleri asla affetmedi.
Sonuçta bu memnuniyetsizlik tekrar organize oldu ve iki parti sahaya çıktı.
Her ne kadar Dr. Devlet Bahçeli yoğun destek verse de içeriyi bilen bu yapılar önemli tehlike arz ediyor.
En azından televizyon programlarında sinirlendirilen Ahmet Davutoğlu altından kalkılamayacak cümleler sarf edebiliyor.
Ya da Ali Babacan tüm sakinliği ile yol alan bir yelkenli gibi hedef limana yaklaşıyor.
Yani Davutoğlu vuruyor düşenleri Babacan topluyor.
Hükümetin elinde olmasa da dünyanın bu para bolluğunda salgına sebep içine düştüğü ekonomik darlık üretimin düşmesinden yada tehlikenin farkına varanların ürettiklerini stoklamasından kaynaklanıyor.
Bir de Çin’in salgın sebebiyle sakıncalı ilan edilmesi ucuz mamüle ulaşımı da engelliyor.
Üzerine ithalata getirilen vergi ve kısıtlamalar yeni bir dönemin de habercisi olarak bayrak dikti.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu durumda elbette bir yerlerden borç bulmak durumunda.
Eğer dış yatırımcıyı ikna edebilirse sorun yok , seçime gidilir.
Aksi IMF gibi fonlara müracaat edilirse bu yeni bir sistemin kurulması demek olduğundan seçime gidilemez.
Bu bir uyum sürecini zorunlu kılar.
Tıpkı Kemal Derviş süreci ve sonrasında Ak Partinin ezici iktidarı gibi.
Devlet idaresini Recep Tayyip Erdoğan’ın aile ilişkilerine bağlayan cahillerin tam tersine Türkiye Cumhuriyeti devleti asla bireysel anlayışla yönetilemeyecek kadar kurumsal alt yapıya sahiptir.
Kısa açıklama olarak “bürokrasi inisiyatif almıyor onun yerine açıktan atanmış üç beş bürokrat konuşuyorsa” bu bir değişimin ayak sesidir.
1950 den beri bu böyle olmuştur.
Gündeme gelecek olursak seçim çoğunluğunu her zaman kazanacak olan Ak Parti ne yazık ki seçilebilme iradesi olan %50,1 oranını yakalamakta çaresiz.
Bunu vaktiyle tuzağa düşürüldü diye yazdığım için tekrara lüzum görmüyorum.
Pratikte şu an mevcut olan muhalefet partilerinin milleti Erdoğan gibi ikna etmesi mümkün değil.
Sanki bir yerden işaret almış gibi dökülme yarışına girdiler.
CHP her şartta ana muhalefet kalmayı istiyor.
Ama halk kendince değişimin gerekliliğini ortaya koyuyor.
En azından Covid salgını ile meşhur olan Sağlık Bakanı Koca ile istifa resti sonrası köşesine çekilen Süleyman Soylu yaptıkları sosyal medya paylaşımlarında Cumhurbaşkanının paylaşımlarına nazaran bir hayli yüksek beğeni sayısına ulaşıyor.
Bu hareketlilik bize bir şeyler anlatıyor olmalı.
Bence ortam tam konsolide edilmeden seçim filan olmaz. Seçim demek her şeyden vaz geçmek demektir.
Oysa parlamenter sistem devam etseydi Ak Parti en az 10 yıl daha iktidardaydı.
Bir ihtimal belki geriye dönüş olabilir.
Nereden mi anlıyoruz , Bahçeli’nin başkanlık sistemi pekiştirilmelidir beyanatından.

Bu haber ilgini çekebilir ->  İzmir Büyükşehir’in bütçe çalışmaları da toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olacak
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.