Ercan Kesal Radyo Romantik Türk’ün konuğu oldu

Ercan Kesal Radyo Romantik Türk’ün konuğu oldu
  • 13 Ocak 2019 12:40
  • A+
    A-

Oyuncu – Yazar Ercan Kesal Radyo Romantik Türk’te Serhat’ın konuğu oldu. Türk sinemasının usta yönetmeni Metin Erksan ile anılarını anlattığı ‘Kendı Işığında Yanan Adam’ isimli kitabı ve sinema üzerine keyifli sohbeti Gazete Ege okuyucularına özel paylaşıyoruz.

Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden Metin Eksan ‘ı anlattığınız bir kitap yazdınız ve bu kitap için buradasınız.  Kitabın çıkış noktasını alabilir miyiz?

Bazı şeylerin vakti zamanı oluyor. Çok sevdiğim yönetmenlerin sinemayı bıraktığı yaşlarda sanki ben kamera arkasını hatta kamera önüne bile geçtim diyebilirim. Ben 47 yaşındayım. Gerçek anlamda uzun metrajlı bir film yaptım. 3 Maymun filmi ile başlayan bir oyunculuk süreciydi bu. Aslında o filmin senaristlerinden biri olarak girdim. Oyunculuk biraz sonrada yönetmenin önerisiyle yaptığım bir iş oldu. Şunları düşünüyorum. Son 10 yılıma baktığımda hayatımdaki birçok şeyin birikmiş ve sanki onların meyvelerini toplamaya başladığım bir dönemmiş gibi yaşıyorum. Birbirindne ayırt etmiyorum edebiyatı, sinemayı, oyunculuğu sinema yazmayı zaten birbirini besleyen şeyler. Bu yüzden her yıl bir kitap çıkartma geleneğimi sürdüreceğim, inşallah devam edeceğim. Bu yıl Metin Erksan Hocamın anıları ile oluşturulmuş bir kitaptır o. Kendi şahsi ve özel dostluğumu abi -kardeş ve birazcıkta doktor hasta ilişkisini yazdığım bir kitaptır. Filmografisi yada biyografi kitabı değildir. Bu birazda benim sürecimdi. Buna denk gelen Metin Erksan’ı ve İstanbul ile ilgili yazdıklarımdı.

Ercan Kesal Radyo Romantik Türk'ün konuğu oldu

Bir insanla anıları ve sonrasında beraber olduğunuz zamanları anlatmak aslında zordur. Birçok zamanınız geçmiş, nereden başlayacağınızı bilemediğiniz zamanlar olabilir. Bir arkadaşını dostunu anlatır mısınız diye? Açıkcası ben nerden başlayacağımı nasıl başlayacağımı bilemem. Anılarla Metin Erksan’ı anlattınız ve yolunuz nasıl kesişti?
İstanbul’da özel sağlık sektöründe çalışmaya başladığımda kafamda sinema yapmak vardı. Olanaklar uygun değildi, böyle bir ortam yoktu. Film çekilmiyordu, olanak yoktu.Bidiğiniz siyah – beyaz ve Magıc Box vardı sanki o dönemde kendini göstermeye başlamıştı. Filmler ile ilgili ilk akla gelen hiç unutmadığım anılarımızda çok güçlü bir yeri olan benim en azından Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmiydi. O günlerde arkadaşlarımızla bir merkez kurmuştuk. Bu merkezde bu tür etkinlikler yapıyorduk. Bir film gösteriyorduk, bir oyuncuyu çağırıyorduk. O günkü konuklarımızdan birisi Metin Erksan ve Sevmek Zamanı filmiydi. Bu tanışmayı çağırmayı getirip götürmeyi Metin abiyle buluşmayı filan ben üstlenmiştim. O süreçle başlayan ve ondan sonrada hiç bitmeyen bir dostluk. 92 yılından Metin abiyi kaybettiğimiz yıla kadar süren bir 20 yıllık bir süreç.

1950’li yıllarda Metin Erksan sinema yönetmenliğine başladı. O dönemler gerçekten çok zordu. Yeşilçam diyelim sonrası için. Ciddi bir emek aslında özellikle şimdiki yıllarla kıyaslarsak gişe kaygısı yok. Bir emek söz konusu ve sinema geçim kaynağı olarakta bakılabiliyor. Dolayısıyla Metin Erksan ismini yüceltten nedenler bunlar diye düşünüyorum.

Tabiki öyle. 1959 diye biliyorum. Aşık Veysel’in hayatı ilk deneyimidir. Birçok filmi sansüre uğradı. 60 – 65 sinema açısından hem çok verimli hem de bir toplumsal dönüşümünde yan yana yaşandığı yıllar. Bu yüzden bir açıdan olumsuz şöyle hiçbirinin ustası yok, hiçbiri setten gelmemiş. Arkalarında bir sinema birikimi yok. Metin Erksan Sanat Tarihi Mezunu, Ömer Lütfi Akad aynı Yüksek Ticaret mezunu Halit Refiğ aynı şekilde, Atıf Yılmaz Ressam. Ve setten bir gelenekten bir hafızadan gelen insanlar değil sinemaya girmişler ve kendi başlarına yol yürümüşler ve kendi dallarında usta olmuşlar. Bir tarafıyla da çok olumlu Türk insanının seyredeceği birşeyi yok. Sinemalar dolup taşıyor. Türk sinemasının seyirci sorunu yok. Şu anda da salon kimin tekelinde hangi film nasıl oynanacak? Sayısı ne kadar? Sermaye tekeli haline geldiğini söyleyebilirim. Bütün tekelleşmeler tehlikelidir. Sinemadaki tekelleşmeye bakacak olursak problemli. İçinde rekabet olmayan şeyler despotizime dönüşür bizim yaşadığımız da işte bu.

1964 yılında Metin Erksan Berlin Film Festivali’nde birinci olan bir yönetmendi. Biryerde duymuştum. Festivallere filmini yollarmıyordu…
Doğrudur. Berlin Film Festivali’nde Uluslararası anlamda ilk ödülümüzü aldık. Susuz Yaz filmiyle. O da bir kaç filmi gibi sansüre uğramış filmlerden birtanesidir. Ama bu onun Altın Ayı ödülünü almasını önlemedi. Hem Altın Ayı ile birlikte aslında Dünya Türkiye’de sinema olduğunu farketti. Metin abinin deyişidir bu. Kitaba da aldım bunu. Türkiye sinemasına isim ve onur kazandırmıştır.64 yılında 60 ihtilali ile Türkiye’de Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı. Onun bir heyetle seyretmesi ile birlikte filmi beğenmesiyle esprili bir şekilde ya bunda sansür edilecek ne var? demesiyle önü açılmıştır. Bu tür hikayeler çoktur bir kısmını aldım kitaba.
 Şimdi dizilere baktığımızda durum şu anda daha kötü aslında…
Sansür bu ülkenin kaderi. Bitmeyen sorunudur.

Bu haber ilgini çekebilir ->  Buca’da belediye işlemleri artık internette

Metin Erksan zor bir insan mıydı? Filmlerde karakterlerini nasıl seçerdi? Takıntılı olduğu konular var mıydı?
Ben Metin Erksan’ı tanıdığımda epeydir film çekmiyordu. Hiç çekmedi. Son filmi 1980 olmadan 1978’de kamera arkasına geçmiş. Sonrasında bir daha hiç film çekmedi. Anlatırdı ama bana. Kitabın girişinde söylediğim birşey var. Ben Metin abiyle galiba en az sinema konuştum. Bu konuda hem birşeyi itiraf etmek ve birşeyinde altını çizmek için söylüyorum bunu. Erksan tek başına sadece bir yönetmen değildi. Çok önemli ve çok özel bir bilim insanıydı. Felsefeciydi, sanatçıydı. Büyük bir kitapliığı vardı. Geçmişe tarihe çokm meraklıydı Bu yüzden ben onu ayaklı kütüphane düşündüm her seferinde. Hep sanattan edebiyattan konuştuk.
Metin Erksan’ın birçok öğrenci de böyle düşünüyor. Filmlerinin okullarda ders olarak okutulması görüşünde siz bununla ilgili ne düşünürsünüz?
Sinema bilgisini aktaracaksak öğrencilere muhakkak kendi hafızamızdan da paylaşmalıyız Lütfi Akad’da okutulmalı. Metin Erksan’da hiç tartışmasız, Yılmaz Güney. Bunlar bizim belleğimiz. Başka kimler var ki bizim sinemamızda.
7 kitabınız var, senaryo yazıyorsunuz ve birçok kişi sizi İdris Baba’dan ziyade Muhtar karakteri olarak biliyor. Role çok çabuk giriyor musunuz?
Ben aslında rol yapmayı bilmiyorum. Oyunculuk eğitimi almadım. Benim üslübum sitilim tarzım el yordamıyla, hislerimle yaptığım birşey. Ben yeni birşey bulmadım belki ama. Kendime en uygun şeyi ortaya çıkartmaya çalıştım. Bazen dönüp kendi kendime soruyorum nasıl böyle birşey çıkarıyorum diye. Okuduğum şeylerden ilham alıyorum. Annemin anlattıkları ya da hekim hasta ilişkisinden hasta hikayeleri ve bütün bunlar biyerden akmaya başlıyor ve ordan ortaya böyle şeyler çıkarıyor. Oyunculukta da senaryoyu okuyup sevmeye hissetmeye başlamışsan zaten o rolde benim içime girmeye başlamış demektir.
Çukur dizisinde oynuyorsunuz? Zamanınız büyük bir çoğunluğu setlerde geçiyor. Bu yoğunluğun içinde nasıl vakit buluyorsunuz yazmaya?
Daha az uyuyorum. Özellikle geceleri çalışıyorum okumak ve yazmak için. Set kuşkusuz çok yoğun ama o hafta kaç gün sette olacağınız geliyor. Bu benim için haftada 4 günü geçmiyor. Heralde Aras ve Erkan’ın yoğunluğu benden çok daha fazla. Onların ağırlıklaır daha fazla, çok daha fazla sette olmak durumundalar. Birarada götürmeye çalışıyorum.
Beyaz Perde içinde bir çalışmalarınız söz konusu mu?
Geçen sene Haziran ayında dizi sezon finali yaptıktan sonra Temmuz ve Ağustos ayında kamera arkasındaydım. Bıyıklarımızı kestim. Hem oynadım hem de yönetmenlik yaptım. Sonrasında yine bıyığımı bıraktım. Filmin şu anda kurgu sonrası aşamasındayız.
Müslüm filmi çekildi biliyorsunuz? Siz Metin Erksan ile ilgili hayata geçireceğiniz böyle bir film projeniz var mı?
Benim masada bekleyen 3 senaryom var. 2’sine danışmanlık yapıyorum. Ben böyle bir nyetle popüler ve gişe kaygısı taşıyan işlerden uzak bir insanım. Metin ağabeyin de filmi yapılır ama onun otobiyografik bir filmi belki belgesel film olarak düşününce kurgusal anlamda duygusallığın peşinden koşardı. Bir filmin öncelikle bir derdi olmalı. Bir meselesi olmalı. Bunun etrafını olayla örersiniz bu çok dert değil. 3 aşağı 5 yukarı her hikaye kendine çok benzer ama kendi içindeki sineması ve derdi her film için ayrıdır. Ben birazda bu detayların peşinde koşan birisiyim. Metin ağabey ile  ilgili bir belgesel yapılma iyi olur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.