Başkalarının acısına bakmak…

Handan Korhan

Handan Korhan

Başkalarının acısına bakmak…

Handan Korhan yazısı… 

Şimdi bir düşünün… Akşam masa başında tüm aile bir arada, keyifle yemek yiyor. Belki ses olsun belki de gündemi takip etmek adına televizyonda haberler açık… Gündemde daima şiddet… Kaybolan çocuklar, erkek şiddetine maruz kalan kadınlar, şiddetin her türüne maruz kalan insanlar, hayvanlara işkence, mültecileri taşırken batan tekneler, savaş, siyasilerin kavgaları, ülkelerin birbirine kafa tutmaları… Daima gündem şiddet… Oturma odalarımızda, yemek yerken seyredip adına “haber” dediğimiz şiddetin görüntüleri bize ne kadar normal geliyor hiç fark ettiniz mi? Üç beş saniye izleyip yine üç beş saniye üzülüyoruz, ardından yemeğe dönüp halimize şükrediyoruz. Programlar da birkaç saniye ayırdığı şiddet haberinden sonra mutlaka “renkli” bir habere geçiyor ve “tamam gündemi verdik, biraz üzüldük, şimdi sırada eğlenceli bir haber var” diyerek şiddeti sıradanlaştırıyor.
Hem izleyen hem de yaşananları aktaran olarak eleştirilecek pek çok yanımız var. Tabii bu sadece ana haber bültenleri için bir eleştiri değil. Kitap, dergi, gazete, radyo, TV şovları, diziler, filmler, sosyal medya, futbol sahaları, gündüz kuşağı… Özetle size sunulan kanal ne olursa olsun, şiddeti gördüğünüz, duyduğunuz, temas ettiğiniz noktada bir durup düşünmek gerekmiyor mu? Şiddeti görsel bir şölen halinde sunan, arkasına dramatik bir fon müziği ekleyen, olayı hikaye gibi değerlendirip acının boyutuna yön verenler… Neresinden tutarsak elimizde kalıyor. Bir de şiddet haberlerini tüketen bizler varız. Artık en kanlı olaylar bile birkaç saniye dikkatimizi çekiyor, sonrasını hiç düşünmüyoruz. Vahşet midemizi bulandırmıyor da bir taraftan yemek yemeye, üzerinden espriler üretmeye devam ediyoruz. Sosyal medyanın hayatımıza girişiyle ve kullanıcı sayısının giderek artmasıyla şiddetin sıradanlaşması arasında bir bağ var mıdır sizce? Her şeyi paylaşıp her şeye ulaştığımız araçlar sayesinde de şiddetin meşru bir boyut kazandığına şahit olmuyor muyuz? Hayvanlara işkence videoları, “öteki” gördüğüyle ilgili şiddet dolu cümleler… O kadar sıradan geliyor ki artık bize, hep bir seviye daha üste çıkmaya başladı olaylar.
Kırım Savaşı sırasında ortaya çıkan savaş fotoğrafçılığı ve ilk savaş fotoğrafçısı Roger Fenton döneminden bugüne pek çok şeyin değiştiğini görmek mümkün. Eskiden öfkeden deliye döndürten görüntülere şimdilerde öylesine çok maruz kalıyoruz ki artık tepki gösterme yeteneğimizi bile kaybetmeye başladık. Susan Sontag, 2004 yılında ilk basımı yapılan “Başkalarının Acısına Bakmak” kitabında görüntü oburluğu kavramından bahseder. Bu kavram, dikkatimizi bir şeye odaklayamamamız ve içeriğe karşı kayıtsız hale gelişimizi anlatır. Değiştirme seçeneği, umursamama, içeriğin sunuluşu ve çok fazla maruz kalmanın bizi kayıtsız hale getirdiğini göstermez mi? Bir fotoğraf bize acıyı gösterir mi? Yemek masasında şahit olduğumuz savaş haberleri bir şükür sebebi mi? Dünyaca tanınan Amerikalı deneme ve roman yazarı, kuramcı, eleştirmen ve insan hakları savunucusu Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak kitabında bakış açınıza bambaşka bir boyut katacak. “Savaşın ve dehşetin yüzünü sergileyen fotoğraflara bakmaya ne kadar dayanabilirsiniz?” sorusunu temel alan kitabında Sontag, savaş fotoğrafçılığının misyonu ve başkalarının acısına duyarlı olmak üzere bir insanlık dersi veriyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.